Biz, birbirimizi sevmiyoruz…

10 Aralık 2007 · Yazicidan Cikti Al ·

agahozguc Biz, birbirimizi sevmiyoruz...Türk Sineması’na büyük emek vermiş sinema yazarlarından Agah Özgüç‘ün Özen Film‘in yayın organı olan Mega Movie‘nin Aralık 2007-Ocak 2008 sayısındaBiz birbirimizi sevmiyoruz…‘ başlıklı bir yazısı yayınlandı… Hayli ilginç yorumlar içeren bu yazıyı, noktasına dokunmadan bu sütunlarda da yayınlıyoruz…

Yaklaşık 18 yıldan beri düzenli olarak çıkıp, bir süreden beri de ekonomik nedenlerle yayınına ara veren Sinema Gazetesi koleksiyonunu, bellek tazelemek amacıyla şöyle bir karıştırırken, ister istemez bir habere gözüm takıldı. 14 yıl kadar önce kurulan (5 Mayıs 1993) SİYAD-Sinema Yazarları Derneği’nin kurucu üyeleri arasında ben de varmışım. Atilla Dorsay, Vecdi Sayar, rahmetli Kâmi Suveren, Necati Sönmez, Saim Yavuz ve Turgut Yasalar’la birlikte…

Siyad’ın kurucu üyelerinden biri olduğumu unutmuştum doğrusu. 14 yıl öncesini hatırlatıp belleğimi tazeleyen çok önemli sektörel bir yayın olan Sinema Gazetesi, bugün varolma savaşı veriyor yazık ki…

megamovie Biz, birbirimizi sevmiyoruz...Siyad adıyla 14 yıllık bir tarihsel serüveni olan bu kuruluşun bugün 59 üyesi var. Öyle ya da böyle, beğenirsiniz ya da beğenmezsiniz, biz burada onu tartışacak değiliz. Örneğin Siyad’ın özellikle de kendi ülkesindeki sineması içinde yeri nedir? Ya da sinemasal bir kurum olarak kültürel etkinlikler açısından temel görevlerini yerine getirebiliyor mu?.. Ve ya “hamili”ne yazılmış bir kartvizit gibi, yani “etiket”e dayalı bir dernek mi? Bunlar ayrı bir konu. Onları geçelim şimdilik.

Uzun süredir gözlemlediğim asıl bir gerçek var ki, ne zaman Siyad’ın toplantılarına katılsam, diken üzerinde oturur gibi rahatsız hissediyorum kendimi. Kızıyorum, bir an önce oradan kaçmak istiyorum.

Nedir bu rahatsızlık?..
Çok özel, çok içsel bir durum, belki de bu. Ama benim bakış açımla bir “acı gerçek”…
Ve altını çizerek söylüyorum:
“Biz, birbirimizi sevmiyoruz…”

Bu “tespitim”, yalnızca bizim Sinema Yazarları Derneği’yle ilgili değil. Sık sık tanık olduğum, çoğu kez birebir yaşadığım olaylar nedeniyle tüm sinemacılar camiası için de geçerli.

“Biz, birbirimizi sevmiyoruz” derken, sinema dünyamız ve Sinema Yazarları Derneği içindeki gerçek dostlarımızı “onlar”dan ayrı tutuyoruz elbette. Bize sevgiyle yaklaşanlara hep saygılıyız. Bu dostlara karşı, boynumuz kıldan ince. Kimsenin kuşkusu olmasın.



Siyad toplantılarında, kokteyllerde, film galalarında ya da festival günlerinden sık sık karşılaştığımız bizim takımın o “burnundan kıl aldırmayan tiplemeler”ini bir güzel sınıflandırırsak, çok ilginç bir tablo ortaya çıkar. Renkleriyle, havalarıyla, tavalarıyla…

Hadi şimdi, hep beraber bu kasıntı tiplemeleri en “münasip” bir şekilde sınıflandırmaya geçelim isterseniz:

a) Hiç selam vermeyen selamsızlar.
b) Uzaklardan sizi gizlice kesip, yanınızdan geçerken numaradan başlarını başka yönlere çevirenler. Havaya, duvara bakarak…
c) Sizi öcü görmüş gibi yollarını değiştirenler.
ç) Görüp de görmezlikten gelenler.
d) Daha önceleri tanışıp yüz-yüze konuştuğumuz halde, sizi tanımazlıktan gelenler.
e) Siyad’a gökten zembille inercesine gelip de, size tepeden plonje bir bakış sarkıtan tuzu kurular.

Daha neler, neler?..
Ve peki, kim bunlar?

Örneğin, tanıyıp da tanımazlıktan gelen selamsız bir öğretim görevlisi, akademisyen hanım. Tinto Brass hayranı olarak yıllar önce tanıştırıldığım, çiçeği burnunda genç ve güzelce bir hatun. “Merhaba” diye selam verirseniz, zar zor da olsa ancak karşılığını alabildiğiniz genel yayın yönetmeni bir genç… Ve daha neler, neler?.

Siyad içindeki tüm bu tatsız görüntülerden sonra, bir noktanın da altını çizmek gerekiyor, yanlış anlaşılmamak için. Şöyle ki biz, kimsenin önümüzde düğme iliklemesini istemiyoruz. Boyumuza göre “boy”, huyumuza göre “huy” da aramıyoruz. Kimseden öyle bir beklentimiz yok, aman haaa… Yağcılığa da, yalakalığa da karşıyız, yanlış anlaşılmasın. Burada önemli olan “Allahın selamı”dır. Kaldı ki, Siyad içinde bize tüm sıcaklıklarıyla, ne kadar uzaklarda olsalar da selam veren, gülümseyen birçok genç dostumuz var. Birbirimize hava atmaya ne gerek var ki? Şurada kaç kişiyiz ki?..

Çok eskilere dönersek, yıllanmış bir dostumuzdan söz etmemek mümkün mü? Ve en tehlikelisi, dost görünüp de gerçekte kimseyi sevmeyenlerdir. İşte her sohbet toplantısında damdan düşer gibi, “Türk sinemasındaki arşivin yüzde sekseni bendedir. Ben dokuz üniversite de ders veriyorum” diyerek cakasından geçilmeyen bu “sevgili dostumuzla ilgili olarak Atıf Yılmaz’a sormuşlar. Bakın Atıf Yılmaz da ne demiş:

“O çok kompleksli bir adam. Ona çok sağlıklı bakmıyorum…”
Evet, bu tespit geneli bağlamasa da “Biz birbirimizi sevmiyoruz”, yazık ki…
Ne yapalım şimdi?
O “sizseniz”, “biz de” buyuz işte…

Agah Özgüç

Yorumlar

Bu yazi hakkinda yorum yapmak istiyorum!

Yorum yapabilmek icin uye girisi yapmalisiniz.