Avatar – Sabahat Emir
22 Aralık 2009 Yazan Sabahat Emir
Kategori Haber, Yazarlar
![]()

Sabahat Emir
Çağımız, uzay çağı. Üzerinde yaşadığımız mavi gezegeni bitip tükenmek bilmeyen hırslarımızla, sorumsuzluklarımızla batırdık. Şimdi, bütün dikkatimizi, umutlarımızı uzaya çevirmiş durumdayız. Uzayda yaşanılacak gezgen varmış, yokmuş, ne gam! Olmasa bile hayalimizde yaratıyoruz. Bunu beyazperdede gerçekleştirmek de her babayiğitin harcı değil.
Sözün kısası, Avatar tipik bir uzay çağı filmi. Yaşı biraz geçkin olanlar “Nerde bizim zamanımızın aşklı meşkli filmleri” söylemiyle filmin afişlerindeki delici iri yeşil gözlü kedi görünümlü yaratıklara bakıp da “Şimdi de bunları mı seyredeceğiz” deyip görmemizlik etmesinler. Filmde görülmesi ve ibret alınması gereken çok şey var.
Hollywood’un dahi diyebileceğimiz yönetmenlerinden James Cameron, çocukluğundan beri okuduğu uzay hikâyelerinden, bilim-kurgu romanlarından da esinlenerek hayallerin de ötesine geçiyor, sinema teknolojisinin sınırlarını zorlayarak, yeni teknikler yaratarak Pandora isimli bir gezegen oluşturuyor. Zengin yer altı kaynaklarına sahip, büyülü ormanlarla kaplı yemyeşil bir gezegen… Burada doğaya saygılı ve uyumlu Na’vi yerlileri yaşamaktadır.
![]()
ABD, bu defa Pandora gezegeninin yer altı zenginliklerine göz dikmiş, şeytani bir planla Pandorayı ele geçirmek için askeri hazırlıklar içindedir. Ne var ki Na’viler, kolay kolay yenilecek bir kavim değildir. Bilim adamları (!) laboratuarlarda yerli halkıyla insan ırkının karışımından melez tipler (Avatarlar) yaratıp casusluk etmeleri için onları yerli halkın arasına gönderiyorlar. Uzay gemisinin laboratuarında onları zihinsel olarak kontrol edebilmektedirler. Bir dünya savaşından kötürüm olarak çıkan Jack Sully’de bu casuslardan biridir. Pandora’da vahşi hayvanların saldırısından kendisini kurtaran Na’vi prensesi arasında zamanla gelişen bir duygusal ilişki başlar. Birlikte yaşadıkları olaylar Jack’e Na’vilerin çevreye karşı ne kadar duyarlı ve güvenilir yaratıklar olduklarını fark ettirir. Ve ABD ordusunun son derece modern silahlarıyla başlattığı hunhar saldırıda oklarla kendilerini savunmaya çalışan Na’vilerin tarafında olur.
James Cameron, film üzerinde yıllarca çalışmış, çeşitli araştırmalar ve incelemeler yapmış. Bir filozof gibi derin düşünmüş. Öyle çarpıcı bir film çıkarmış ki, onun geçmiş yıllarda bir Oscar töreninde yaptığı konuşmadan sonra “Ben, dünyanın kralıyım” demesi boşuna değil. Çağımızda yönetmen olmanın ne kadar büyük bir donanım, bilgi, sorumluluk, sınırsız hayal gücü ve akıllara durgunluk verecek bir çalışma gerektirdiğini gözler önüne seriyor.
![]()
Bazıları Avatar’ın sinemada bir devrim yaratacağını ileri sürüyorlar. Gerçekten son sistem teknolojik donanımıyla, olağan üstü görüntüleriyle bu üç boyutlu film, baş döndürücü. İnsanoğlunu, düşünceye ve kendi kendini sorgulamaya itiyor.
Cameron’un, kendisiyle yapılan bir röportajda söylediği şu sözler filmin özünü yansıtması bakımından dikkat çekici:
“Eski moda bir orman macerasını işlemek istedim. Şu farkla ki: bir başka gezegende geçecekti ve başka kurallarla oynanacaktı. Kesin olan şu ki; biyolojiden teknolojiye ve ekolojiye kadar tüm ilgi alanlarını içine alacaktı. Ama her zaman için ilgi alanım olan bilim-kurgu/macera öyküleri fon oluşturdu diyebilirim. Bilinmeyen egzotik bir ülkede erkek savaşçı fiziksel şartların üstesinden geliyor ve farklılıkların verdiği korkuyla karşı karşıya kalıyor. Orayı zapt etmeli mi? Sömürmeli mi? Ya da orayla kaynaşmalı mı? Avatar, işte böyle bir meselenin peşine düşüyor.”
Filmi seyredin ve yönetmenin sorularını siz cevaplandırın derim.






Yorumlar
Yorumlarınızda resminizin gözükmesi için, gravatar a abone olun!