Özhan Eren: ‘120, sinemamızın köşe noktalarından biri…’
5 Mart 2008 · Yazicidan Cikti Al ·
Röportaj: Köksal ARAS - sinemalife.com - Türk Sinemasının geçmiş yıllara oranla daha fazla filmi seyirci ile şu günlerde, vizyonda ikinci haftasını dolduran, 120 filmi hemen herkes tarafından ilgiyle karşılandı. Sinemalife olarak biz de filmin mimarı Özhan Eren’le 120 üzerine keyifli bir söyleşi yaptık. Beyazperdeye yansıyan I. Dünya Savaşı sırasındaki 120 çocuğun hikayesi, hiç kuşku yok ki Türk sinema tarihinde önemli bir yere oturacak.
Belki de Özhan Eren’in dediği gibi, 120 Türk sinema tarihimizin köşe taşlarından biri olacak. Bunu en iyi zaman belirleyecek. Kim bilir belki de bundan sonra tarihi yapımlar için, birilerinin dikkatini çekmeyi başarır 120. Müzisyen kimliğinin yanına bir de sinemayı ekleyen Özhan Eren biraz filmi, biraz tarihi, biraz da Türk sinemasının bugününü sinemalife okuyucuları için anlattı.
Yakın tarihimize ışık tutan, 120’nin oluşumunda hedeflediğiniz tam olarak neydi? Bugün hedefinize ulaştığınızı düşünüyor musunuz?
İlk amacım memleketimizin kurtuluşu için bundan yaklaşık 100 yıl önce büyük fedakârlık ve kahramanlık örneği sergilemiş 120 çocuğumuzun bugünkü nesiller tarafından bilinmesini sağlamaktı; başardım zannediyorum.

Son dönemlerde Türk sinemasında iyi bir çıkış olduğu gerçek. Her geçen yıl, yapım sayıları bir öncekine göre artıyor. Siz bu çıkışı nasıl değerlendiriyorsunuz?
Sayısal bir çıkış olduğu gerçek; yani her yıl daha fazla yerli film yapılıyor; ama bunların kaç tanesi ‘sinema filmi’ olarak nitelendirilebilir, orada kuşkularım var. Ben müzik sektöründe yaşadığımız sıkıntılara paralel benzer sıkıntılar yaşanacağından endişeliyim. Şöyle ki, müzik sektöründe de benzeri bir furya yaşandı ve şimdi ‘UNKAPANI’ diye bir yer -neredeyse- kalmadı. Endişem o ki, sadece ve sadece para kazanmak niyetiyle ortada dolaşan birileri sayesinde de ‘YEŞİLÇAM’ tükenme noktasına gelebilir.
Kendi tarihimizle alakalı bugüne kadar yapılmış çok fazla film olmadığını söyleyebiliriz. Hatta bir tarihçimiz şöyle der: ‘Geçmişini bilmeyen bir millet, geçmişin sağırları, geleceğin körleri olur.’ Geçmişimizi öğrenmek adına, beyazperde hiç kuşku yok ki bulunmaz bir fırsat. Bu açıdan bakarsak eğer, 120’yi tarihe ışık tutmak açısından, bugünün gözüyle değerlendirebilir misiniz?
Kendi tarihimizle alakalı yapılmış çok fazla film yok diyorsunuz; bence hiç yok. Oranlasanız, yüzde bir kadar anca çıkar ki bunun da matematik değeri yoktur; aynı tarih merakımız olmaması gibi. Benzetmenize aynen katılıyorum fena halde üzülerek de olsa; halimiz giderek ‘körler sağırlar, birbirini ağırlar’a dönüşüyor. 120 bu açıdan Türk sinema tarihinin en önemli filmlerinden biri; hatta diyebilirim ki köşe noktalarından birini oluşturmakta. TRT’nin büyük imkanları ile yaptığı birkaç film istisna, yanılmıyorsam tarihe ve tarihsel dokuya ait ilk film 120; maalesef…
120 filmi sizce amacına ulaştı mı? Şu ana kadar ki ilgi ne düzeyde? Bundan sonraki dönem de benzer çalışmalarınız olacak mı?
Amacına ulaştığını söyleyebilmek için henüz çok erken, çünkü daha 10 gün oldu vizyona çıkalı. Ben uzun süre seyredileceği kanaatindeyim 120nin. “Türkiye’de tarihî filmler tutmaz” diyen kimileri, filmimizin gidişatını oldukça başarılı buluyor. Özellikle son bir iki gündür okulların kitleler halinde sinemalara gittiğini öğrendim ve çok mutlu oldum. Bundan sonrasında da aynı tarz çalışmalara devam edip edemeyeceğimi zaman gösterecek. Dönem filmleri uzun zamanlara ve ciddi bütçelere ihtiyaç duyan çalışmalar. Birkaç projem var; eğer resmî ve özel sektörden destek bulabilirsem büyük bir mutlulukla devam ederim.
Film doğru okunmuş mu tepkiler nasıl?
Çok büyük oranda doğru okundu 120. Daha film yapım aşamasındayken benimle yapılan röportajlarda da belirttiğim gibi; 120 en az 100 milyon dolar bütçeye ihtiyaç duyan bir filmdi. Siz bin bir zorlukla bir araya getirebildiğiniz 3 trilyon liralık bütçe ile kafanızdaki 120yi çekmeye kalkarsanız insana gülerler. O sebeple de ben ‘uzun bir memleket türküsü’ hedefledim; seyircilerimize ‘dönem duygusu’ aktarmayı hedefledim. Ve çok şükür; türkülerimde olduğu gibi, gönlümden geçen duygu seyircilerimize ulaşmış durumda.
Eleştirileri nasıl değerlendiriyorsunuz?
Haddi hududu yok. Son aldığım eleştiriyi duyunca siz de bana hak vereceksiniz; filmin hemen başlarında çocukların taşıdığı karpuzun 1960’lardan itibaren ülkemize girdiği için bizi fena halde eleştiren bir mektup aldım. Bu tabii ki çok uç bir örnek. Doğru bulduğum eleştirileri ise, belki çok ileride uzun uzun cevaplandırırım. Ama inanın, yapılan her eleştiri, daha senaryoyu yazarken hissettiğim eleştirilerdi. 120nin öyle bir matematiği var ki, neredeyse ‘olmazsa olmaz’ dengeler üzerine kurulu. Ya bu filmi yapmayacaktım, ya da bazı eleştirileri en başından kabullenecektim; ben ikinci yolu tercih ettim.
Ailecek gidip izlenebilecek ender yapımlardan biri 120. Ancak Türk sinema izleyicisinin küfür ve argo merakı en büyük şanssızlığı olsa gerek. Bu anlamda filmin şansını nasıl görüyorsunuz…
Çok şanslı görüyorum. Hep söylediğim gibi, ben çocuklarımız ve onları yetiştiren aileler için bu filmi yaptım ve Allah imkan verdikçe de yapmaya devam edeceğim. Çocuklarımın eğitimini sağlayacak kadar bir gelirimin olması yeterli; ihtiyacım olan tek şey; dua almak. Ve çok şükür, milyonlarca insanın duasını aldım ve inşallah almaya da devam edeceğim. Eğer küfür ve argo yok diye benim filmime gelmeyecek olan birileri varsa, onları fazlasıyla tatmin edecek bir çok “ürün” dolaşıyor piyasada. Ayrıca şunu da belirtmek isterim; 181 sinema salonunda gösterimde filmimiz. Türkiye’de yaklaşık 10 gündür son derece edepli, kendi tarihimizden, kendi hikâyemizden bahseden bir film oynuyor sinemalarımızda. Ben “120”yi yapmasam, bu belki de olmayacaktı; bu bile gurur vesilesi benim için; çok şükür…
İnsanlar 120’ye neden gitsin?
“120”ye gidenlerin çoğu filmde kendilerini bulduklarını söylüyorlar…
120 hiçbir damarı sömürmeden anlatıyor derdini. Buna özellikle mi dikkat edildi?
Biraz önce de söylediğim gibi 120nin uzun yıllarda kurulmuş bir matematiği, dengesi var. En önem verdiğim konuların belki de en başında gelir; kimseyi sömürmemek duygusu. Ve bunun bu şekilde anlaşılmış olmasından da ziyadesiyle mutluyum. Çünkü; meşhur bir söz vardır; ‘senin ne anlattığın önemli değil, karşıdakinin ne anladığı önemlidir’ diye. Feraset sahibi halkımızın bunu da layıkıyla hissetmiş olmasından ayrıca mutluluk duyuyorum.
Tanıtım ve reklamda bir sıkıntı olduğu yönünde kanaat ortaya çıktı. Siz katılıyor musunuz? Yeteri kadar reklamının yapıldığını düşünüyor musunuz?
Bam telime dokundunuz; çok haklısınız maalesef. Ama elimdeki imkanlarla ancak bu kadarını yapabildim. İnşallah yeni projelerimde çok daha fazla önem vereceğim reklam ve tanıtıma.





Yorumlar
Bu yazi hakkinda yorum yapmak istiyorum!
Yorum yapabilmek icin uye girisi yapmalisiniz.